Selefi İmam İbn Teymiyye’nin Harici Tekfirciler ve Yöneticilere İsyan Konusunda Görüşü

30 Eylül 2014 1 yorum

Şeyh Ül İslam İbn Teymiyye’nin bazı sözleri vardır ki altın harflerle yazılsa yeridir zira iyi şeylerin korunması ve zararların defi için olan Şeriatın emirlerinin içerdiği müthiş hikmeti açıklamada o  kadar derin ve anlamlılardır ki…. Günümüzde ortaya çıkmış her türlü sapkın gurubun ipliğini pazara çıkarır bu sözler, aynı ıslah adı altında yıkımdan başka bir şey getirmeyen Leninist tekfirciler ve onlar gibi daha birçoklarının ipini pazara çıkardığı gibi.

Sahip oldukları ”devrim öncüleri” fikri , iktidarı devirip ”sosyal adaletin” sağlanmasını amaçlar ki bu saf Leninizmdir ve aynı zamanda Seyyid Kutub’un Vlademir Lenin’den etkilenip sahiplendiği ve kendi yazılarına kattığı ideolojinin ta kendisidir. Bunun böyle olduğunu gösteren birçok yorumcu ve yazar vardır hatta aralarında tanınmış İhvan üyelerinin de bulunduğu bu yazarlar Leninizm’in Seyyid Kutub’un fikir dünyasına ve kitaplarına etkisini itiraf ederler. Bu yüzdendir ki Kutub’un fikir dünyasından çıkan zehirli pınarlardan beslenen günümüz tekfirci grublarını ”Leninist Tekfirciler” veya ”Leninist Havariciler” diye adlandırmada bir beis yoktur.

İnsanların gözünü boyamak ve kendi sapık yollarının, adaletsiz yönetim gösteren Müslüman idarecilere karşı devrimin  Kur’an ve sünnete uygunluğunu ispatlamak amacıyla çoğu zaman Ehlü Sünnet alimi İbn Teymiyye’nin istilacı düşmanlarla (Müslümanlıkları şüpheli olan Moğollar ) alakalı olan fetvalarını kullanmaktan çekinmezler. Oysaki Şeyh Ül İslam İbn Teymiyye’nin kadim günahkar ve zalim hükümdarlarla alakalı onlara karşı devrimin,ayaklanmanın caiz olmadığını gösteren birçok fetvası mevcuttur.  Bu durum idarecilere zulümlerine ve adaletsizliklerine rağmen devrim yapılmasının sünnette yasak olduğu ve bunun icma ile sabit olduğunu anlayan tekfircilerin Allah’ın indirdiğinden başkasıyla hükmetmenin idarecileri tekfir etmeyi meşru kılabileceği konusunu kullanarak kendi Leninist devrimci ideolojilerini haklı göstermeye çalışmalarına neden olur.

Bu yazımızda genel olarak zulüm ve sosyal adaletsizliğe karşı devrim konusunu ele alırken, Selefden bazılarının yanlış olmasına rağmen ayaklanmalarını tartışacağız.

Daha fazlasını oku…

Tesbihle zikir çekmek

11 Eylül 2014 Yorum bırakın

Soru : Namazdan sonra tesbihle mi yahut elle mi tesbih çekmek daha faziletlidir? Peygamber (صلى الله عليه وسلم) nasıl yapardı?

 

Cevap : Elle tesbih çekmek daha faziletlidir: Bildiğimiz kadarıyla, Allah’ı tesbih ederken tesbih edindiğine dair Peygamber’den (صلى الله عليه وسلم) bir şey rivayet edilmemiştir. Hayrın hepsi, O’na ittibadadır.

Bu konuda Şeyhu’l-İslam İbn Teymiye’ye sorulduğu zaman şöyle cevap vermiştir: “Düzenli şekilde dizilmek suretiyle yapılan tesbihe gelince, bunu mekruh gören insanlar olduğu gibi mekruh görmeyenler de vardır. Onda niyetin iyi ise, bu iyidir, mekruh değildir. İhtiyaç olmaksızın onu edinmek, yahut boyuna asmak gibi insanlara gösteriş yapmak, yahut elde bilezik gibi kullanmak ve benzeri şekilde kullanmak, ya insanlara riya içindir, yahut da ihtiyaç olmaksızın gösterişe sebep olma ve riyakarlara benzemedir. Birincisi haramdır ve ikincisi en azından mekruhtur. Çünkü, namaz, oruç, zikir ve Kur’ân tilaveti gibi özel ibadetlerde insanlar gösteriş yapmak, en büyük günahlardandır. Allah Te’âlâ şöyle buyurmuştur: Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki,(4)onlar namazlarını ciddiye almazlar.(5)Onlar gösteriş yapanlardır;(6)hayra da mâni olurlar. Allah Te’âlâ şöyle buyurmuştur: Şüphesiz münafıklar Allah’a oyun etmeye kalkışıyorlar; halbuki Allah onların oyunlarını başlarına çevirmektedir. Onlar namaza kalktıkları zaman üşenerek kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar, Allah’ı da pek az hatıra getirirler.

Bilimsel Araştırma ve Fetva Daimi Komisyonu
alifta.org’dan alınmıştır.

Üye Üye Başkan vekili Başkan
Abdullah b. Kaûd Abdullah b. Ğadyan Abdürrezzak Afifi Abdülaziz b. Abdullah b. Baz

 

Kategoriler:Fetvalar, Sunnet Etiketler:, , ,

Sufiler’in dansı ve ilahi, naat, v.s. söylemelerinin hükmü

11 Eylül 2014 Yorum bırakın

Soru : Sufilerin, dans ederek, müzik (ilahi, naat v.s.) söyleyerek ve sağa sola sallanarak yaptıkları ve zikir olarak isimlendirdikleri şeyler helal mi yoksa haram mıdır?

Cevap : Sözlerin en güzeli Allah’ın kelamı, yolların en güzeli Muhammed (صلى الله عليه وسلم)’in yolu, amellerin en kötüsü sonradan uydurulmuş olanlarıdır.Hiç şüphesiz ki Allah hem söz, hem amel, hem de itikadî olarak dinini tamamlamıştır. Ve şöyle buyurmuştur: Bugün size dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’ı beğendim. Peygamber (صلى الله عليه وسلم); sözleriyle, fiilleriyle ve takrirleriyle bu dini (eksiksiz) açıklamıştır. Sahabesi (رضي الله الهم.) de söz, fiil ve ikrar olarak ondan (صلى الله عليه وسلم) ne sadır olduysa hepsini nakletmişlerdir. Din; esasları, açıklanması ve nakledilmesi yönüyle tamamdır. Zikir, ibadetlerden bir çeşittir ve ibadetler de tevkîfîdir (yani şekli vakti v.s. Allah ya da Peygamber tarafından belirlenmiştir.) İbadetlerden birisini tahsis eden, vaktini veya şeklini belirleyen kimse bunu uygulamak için delil sunmalıdır. Soruda zikredilen konuyla ilgili olarak ise güvenilebilir şer’î bir temel bilmiyoruz. Peygamber (صلى الله عليه وسلم)’in şöyle buyurduğu sabit olmuştur: Kim bizim dinimizde olmayan bir şeyi ortaya çıkarırsa, o merduttur, makbul değildir. Soruda anılan konu da, merdut, makbul olmayan bir konudur.

Bilimsel Araştırma ve Fetva Daimi Komisyonu

alifta.org’dan alınmıştır.

Üye Üye Komisyon Başkan Vekili Başkan
Abdullah b. Kaûd Abdullah b. Ğadyan Abdü’r-rezzak Afifi Abdülaziz b. Abdullah b. Baz

Muska,nazarlık vs takmanın hükmü

11 Eylül 2014 Yorum bırakın

Haset, nazar veya herhangi bir şerden korunmak amacıyla, cepte, Allah’ın ayet-i kerimeleri olmaları hasebiyle, küçük Kur’an veya Kur’an’dan ayetler taşımanın hükmü nedir? Tabi bunların insanı koruyacağına inanmak, Allah’a karşı sadık bir iman demek olur. Yine aynı amaçla, araç veya başka bir yere asmanın hükmü nedir? İkinci soru da şöyle: Nazardan, hasetten korunmak veya başka herhangi bir sebeple – bir şeyleri kazanmak, hastalık veya sihirden şifa bulmak ve daha başka şeyler- üzerine ayet yazılı başörtüsü takmanın hükmü nedir? Dördüncü soru: Kötülüklerden korunma amacıyla, altın veya başka madenden zincirlere asılı durumda Kur’an ayetlerini boyuna asmanın hükmü nedir?

Cevap 1: Allah teala Kuran-ı Kerimi, insanlar onun tilavetiyle ibadet etsin, manasını düşünsün, hükümlerini öğrensin, o hükümlere göre amel etsin ve böylece onlar için bir öğüt, kalpleri yumuşatan, derileri ürperten bir zikir olsun diye indirmiştir. O Kuran ki, kalplerdeki cehalet ve dalalete bir şifadır, nefislere bir paklık, işlenmiş olan şirk, isyan ve günahlar için bir temizliktir. Allah teala bu Kur’an’ı, kalbini ona açan veya “hazır bulunduğu halde kulak verip dinleyen” için bir hidayet ve rahmet kaynağı kılmıştır. Yine buyurdu ki: Ey insanlar! Size Rabbinizden bir öğüt, gönüllerdekine bir şifa, müminler için bir hidayet ve rahmet gelmiştir. Ve yine buyurdu: Allah sözün en güzelini, birbiriyle uyumlu ve bıkılmadan tekrar tekrar okunan bir kitap olarak indirdi. Rablerinden korkanların, bu Kitab’ın etkisinden tüyleri ürperir, derken hem bedenleri ve hem de gönülleri Allah’ın zikrine ısınıp yumuşar. İşte bu Kitap, Allah’ın, dilediğini kendisiyle doğru yola ilettiği hidayet rehberidir.

Ve yine buyurur ki: Şüphesiz ki bunda aklı olan veya hazır bulunup kulak veren kimseler için bir öğüt vardır. Cenab-ı Allah bu Kur’an’ı, Rasulü Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) için bir mucize, onun Allah katından, bütün insanlara, şeriatini tebliğ etmek için gönderilmiş, onlar için bir rahmet ve onlara karşı bir hüccet olduğunu parlak bir şekilde ispatlayan bir delil kılmıştır. Allah teala buyurdu ki: “Ona Rabbinden (başkaca) mucizeler indirilmeli değil miydi?” derler. De ki: Mucizeler ancak Allah’ın katındadır. Ben ise sadece apaçık bir uyarıcıyım.(50)Kendilerine okunmakta olan Kitab’ı sana indirmemiz onlara yetmemiş mi? Elbette iman eden bir kavim için onda rahmet ve ibret vardır. Yine buyurdu: Bunlar, apaçık Kitab’ın âyetleridir. Ve yine: İşte bu âyetler, hikmet dolu Kitab’ın âyetleridir. (bunlara benzer pek çok ayet vardır)

Kur’an asıl olarak; bir yasama ve hükümleri beyan etme kitabı, yüksek derecede bir delil, parlak bir mucize, Allah’ın, Rasulü Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’i onunla desteklediği reddedilemez bir hüccetidir. Bununla beraber Rasulullah (صلى الله عليه وسلم) onunla kendi nefsine rukye yapar, üç muavvizatı okurdu. (İhlas, Felak ve Nas süreleri) Hazret-i peygamberin, içinde şirk bulunmayan şeylerle – Kur’an ve meşru dualar – rukye yapmaya izin verdiği sabit olmuştur. Ashabının Kur’an ile rukye yapmasına müsade etmiş, ashabın bu yolda aldığı ücreti de helal saymıştır. . Avf b. Malik (radiyallahu anh) rivayet ediyor: Biz cahiliye devrinde afsunlama yoluyla tedavide bulunurduk. Bu sebeple: “Ey Allah’ın Resûlü! Bu hususta ne dersiniz?” diye sorduk. Bize: “Okuduğunuz duaları bana arzedin bakayım!” buyurdular. (Biz de okuyup arzettik. Dinledikten) sonra: “İçerisinde şirk olmayan dua ile rukye yapmada bir beis yoktur!” buyurdular. (Müslim , Sahihinde rivayet etti) . Ebu Said el-Hudri (radiyallahu anhu) rivayet ediyor: Bir grup sahâbî, çıktıkları yolculukta Arap kabilelerinden birisinde konakladılar ve onlardan kendilerini misafir etmelerini istediler. Fakat kabile onları misâfir etmedi. Bu arada kabile reisini yılan soktu. Kabilenin fertleri onu tedavi etmek için her yola başvurdular ancak hiç bir sonuç elde edemediler. Aralarından bazıları: “Şu konaklayan insanlara gidip de sorsanız, belki onlardan birisinin yanında fayda verecek bir şey vardır”, dediler, yanlarına gittiler ve: “Ey camaat! Efendimizi yılan soktu. Her yola başvurduk ama ona hiç bir şey fayda vermedi. Sizden herhangi birinizde efendimize fayda verecek bir şey var mı? dediler. Bir sahâbî: – Evet, Allah’a yemîn ederim ki ben rukye (Kur’an ile tedavi) yapabilirim. Ancak biz sizden bizi misafir etmenizi istedik, fakat siz bizi misafir etmediniz. Bize bir karşılık belirlemediğiniz sürece size rukye yapmam, dedi. Sonunda onlarla bir koyun sürüsü üzerinde anlaştılar. Sahâbî kabile reisine gidip Fâtiha sûresini okuyup adamın üzerine üflemeye başladı.Adam, -devenin bağından çözülüşü gibi – birden kalktı ve hiçbir şey olmamış gibi yürümeye başladı. Bunun üzerine kabile fertleri, üzerinde anlaşılan koyun sürüsünü onlara verdiler. Bazı sahabiler: – Sürüyü aramızda paylaşlım, dediler. Fakat rukye yapan sahâbî: – Hayır. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in yanına gidip olup biteni ona anlatıncaya kadar paylaşmaylım, dedi. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in yanına gidip olup bitenleri anlattılar. Rasûlullah: (sallallahu aleyhi ve sellem) “İsabet etmişsiniz, onu aranızda paylaşın, bana da bir pay ayırın, buyurdu. Ardından Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) gülümsedi. ( Buhari ve Müslim) Hz. Aişe (radiyallahu anha) rivayet ediyor: Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) uyumak için yatağına gittiği zaman İhlâs, Felâk ve Nâs sûrelerini okur, avuçlarına üflerdi. Sonra da iki eliyle başını ve vücudundan ulaşabildiği yerleri meshederdi. Hz.Aişe: Hastalandığı zaman bunu benim yapmamı söylerdi. . (Buhari) Hz. Aişe (radiyallahu anha)’dan: Hz peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem),aile fertlerinden biri hastalanınca, sağ eliyle sıvazlayarak şöyle dua buyururdu: Bütün insanların rabbi olan Allahım! Hastalığı(nı) gider, şifa ver. Şifayı veren ancak sensin. Senin şifandan başka şifa yoktur. Hiçbir hastalık izi bırakmayacak şekilde şifa ihsan et!” . (Buhari) Hz.Peygamber (صلى الله عليه وسلم)’in Kur’an ve başka şeylerle rukye yaptığına, içinde şirk olmadığı sürece, rukyeye izin verip müsaade ettiğine delalet eden, daha pek çok hadis vardır. Hz. Peygamberden -Kuran kendisine nazil olmuş, onun hükümlerini ve değerini en iyi bilen o olduğu halde- kendisi veya başkası için, Kur’an veya başka bir şeyden muska yapıp boynuna astığı rivayet edilmemiştir. Kur’an’ı veya bazı ayetlerini, haset ve benzeri şerlerden korunmak için örtü yapmamış, -düşmanların şerrinden korunmak veya onlara karşı zafer kazanmak, yolu kolaylaştırmak ve sefer sıkıntılarını gidermek veya bunların dışında herhangi bir faydayı celbetmek veya zararı defetmek amacıyla- elbisesi üzerinde veya bineğindeki eşyaları üzerinde taşımamıştır. Eğer meşru olsaydı, bunu en çok o ister ve yapardı, ümmetine tebliğ ve beyan eder,Allah’ın emriyle amel ederdi: Ey Resûl! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan O’nun elçiliğini yapmamış olursun. Böyle bir şey yapmış veya beyan etmiş olsaydı, bunu bize nakleder, onunla amel ederlerdi. Onlar tebliğ edip açıklama konusunda ümmetin en isteklileridirler. Şeriati söz ve amel olarak en iyi koruyan, Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’e en çok tabi olanlardır. Fakat bu konuda onlardan bize hiçbirşey ulaşmamıştır. Bu da, Kur’an’ı taşımak veya arabaya, ev eşyalarının arasına, para kasasına – hasedi defetmek, korunmak veya herhangi bir faydayı celp, zararı defetmek için – koymanın caiz olmadığını gösterir. Yine aynı şekilde, örtü edinmek, altın veya mesela gümüş bir zincire asılı bir şekilde kuranı veya bazı ayetlerini taşımak, boyuna asmak vs.. bütün bunlar caiz değildir. Zira Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ve ashabının yoluna aykırıdır. Ayrıca şu hadisin umum ifadesine dahil olmaktadır: Kim temime(muska,nazarlık,tılsım) takarsa, Allah işini tamamlamasın. Bir başka rivayette: Boynuna tılsım asan şirke düşer. (İmam Ahmed b. Hanbel) Şu hadisin de umumuna giriyor: Mutlaka rukyelerde, temîmelerde (muskalarda), tivelelerde (muhabbet muskası) şirk vardır.” Ancak Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) rukyelerden (okuyup üfleme), -daha önce de geçtiği üzere – içinde şirk barındırmayanları istisna etmiştir. . Temimelerden (muska vs.) ise, hiçbir istisna yapmamış, dolayısıyla hepsi memnu kalmıştır. . Abdullah b. Mesud , Abdullah b. Abbas ve içlerinde . Abdullah b. Mesud’un İbrahim b. Yezid Nehai gibi arkadaşlarının da olduğu bir grup sahabi ve tabiin böyle düşünüyorlar.

Ulemadan bir grup ise, Kur’an veya Allah’ın isim ve sıfatlarından muskaları, korunma ve benzeri amaçlarla takmaya izin vermişlerdir. Bunu Hz. Peygamberin temimelerle ilgili hadisinden – içinde şirk olmayan rukyeler gibi – istisna etmişlerdir. Zira Kur’an Allah’ın kelamı, sıfatlarından bir sıfattır. Ondan ve Allah’ın isim ve sıfatlarından, bereket ve fayda bekleyip buna itikat etmek şirk olmaz. Dolayısıyla, bunlardan- bereket ve fayda umarak- muska yapmak, yanında taşımak veya boynuna asmak yasak değildir. Bu görüş, içlerinde Abdullah b. Amr b. As’ın da olduğu bir gruba nisbet edilmiş, fakat bu rivayet kesinleşmemiştir. Çünkü senet zincirinde Muhammed b. İshak vardır ki, müdellis (şeyhinden işitmediği halde işitmiş gibi nakleden) ve mua’n’an ( hangi rivayet yoluyla alındığı belirtilmeden yapılan rivayet) olduğu ifade edilmiştir. Şu da var ki, bu rivayet sabit olsa bile, temime ve benzerlerinin cevazına delalet etmez, zira rivayette geçtiğine göre, Amr b. As Kur’an’ı büyük çocuklarına ezberletiyor, küçük çocuklarının da boynuna levhalara yazılmış bir surette asıyordu. Anlaşılan o ki, bunu, boyunlarına asılı halde bulunan ayetleri bol bol tekrar ederek ezberlemeleri için yapmıştır, haset ve benzeri zararlardan korumak için değil.. Yani bunun temimeyle bir ilgisi yoktur. Şeyh Abdurrahman b. Hasan Fethü’l- Mecid isimli kitabında, Abdullah b. Mesud ve arkadaşlarının, Kur’an ve başka şeylerden muska yapmayı menetme yönündeki görüşlerine taraftar olmuş , bu görüşün, üç sebeple daha sahih olduğunu ifade etmiştir.

1- Yasaklamanın genel oluşu ve bunu tahsis eden bir şeyin bulunmaması.

2- Harama giden yolu kapatmak, zira bu şekilde başka muskalar da asmaya yönlendirebilir.

3- Bunu boynuna asan kişi, tuvalet ve benzeri durumlarda onu yanında bulundurmak suretiyle ona saygısızlık yapmış olur. Allah en iyi bilendir!

Başarı Allah’tandır!Efendimiz Muhammed’e (صلى الله عليه وسلم),âilesine ve sahabesine salât ve selam olsun.

Bilimsel Araştırma ve Fetva Daimi Komisyonu

alifta.org’dan alınmıştır.

Üye Komisyon Başkan Vekili Başkan
Abdullah b. Gadyan Abdü’r-Rezzak Afifi İbrahim b. Muhammed Âlü’ş-şeyh

Deccal neye çağıracak?

11 Eylül 2014 Yorum bırakın

Sual: Deccal neye çağıracak?

Cevap: Rivayet edilir ki ilk zuhur ettiğinde, İslam’a çağıracak ve diyecek ki: Ben Müslümanım. Ve İslam’ı savunacak. Sonra, peygamberlik iddiaasında bulunup peygamber olduğunu söyleyecek. Sonra, İlah olduğunu iddia edecek ve bu çağrısının sonu olacak. Ki bu Firavun’un çağrısının başlangıcıdır yani Rububiyete çağrısı.

Şeyh Muhammed Bin Salih El Üseymin (رحمه الله‎)
Mecmu’ Fetava ve Resa’il – Cilt 2 , No 143

Tevessül ve Çeşitleri

11 Eylül 2014 Yorum bırakın

Tevessül ve Çeşitleri – Şeyh Salih El Fevzan (حفظه الله)

Sual: Sual sahibi tevessül ve onun çeşitleri hakkında soruyor .
Cevap: Tevessül iki çeşittir ; Caiz olan ve yasak olan.

Caiz olan :

  • İsimlerini ve sıfatlarını kullanarak Allah’a tevessül
  • Salih ameller yoluyla tevessül
  • Yaşayan bir insandan senin işlerin için dua isteyerek tevessül ; bunların hepsi caizdir.

Yasak olan :

  • Yaratılanların hürmetini,hakkını,kişiliğini veya Salihliğini aracı kılarak tevessül.

Bu tevessül şekli haramdır. Bunu yapan ibadetlerinden birini tevessül yapılana yöneltirse o vakit bu büyük şirkdir, aynı cahiliye devrinin insanlarının bulunduğu durum gibi ( Allah diyor ki) ” … kendilerine ne fayda,ne zarar verebilecek olan şeylere tapıyorlar ve ”Bunlar bizim Allah katında şefaatçimizdir” diyorlar. ” (10:18) … (Ayrıca)  Aynı kabirlere tapanların çoğunun üzerine bulundukları gibi ; ölenler üzerinden farklı ibadetlerle Allah’a yakınlaşmayı arzuluyor ve diyorlar ki ” bu Allah indinde bize şefaat edecektir.”işte bu büyük şirkdir.

Zulkade 15, 1435/10.09.2014

Hariciler hakkında İbn Kesir(رحمه الله‎) : ” Hariciler erkekleri,kadınları ve çocukları topluca katlederler… ( Aynı IŞİD ‘in yaptığı gibi)

06 Eylül 2014 Yorum bırakın

قال ابن كثير إِذْ لَوْ قَوُوا هَؤُلَاءِ لَأَفْسَدُوا الْأَرْضَ كُلَّهَا عِرَاقًا وَشَامًا وَلَمْ يَتْرُكُوا طِفْلًا وَلَا طِفْلَةَ وَلَا رَجُلًا وَلَا امْرَأَةً لِأَنَّ النَّاسَ عِنْدَهُمْ قَدْ فَسَدُوا فَسَادًا لَا يُصْلِحُهُمْ إِلَّا الْقَتْلُ جُمْلَةً

İbn Kesir (رحمه الله‎)dedi ki: ” Eğer hariciler güç elde edecek olurlarsa, Suriye ve Irak’a ve tüm topraklara fesat getirirler. Ne bir erkek ne bir kız çocuğu ne de bir erkek veya kadın bırakırlar, çünkü onlara göre bu insanlar o kadar bozulmuşlardır ki topluca katledilmeleri dışında ıslahları mümkün değildir.

[El-Bidaye ve Nihaye 10/584..]